
soru o kadar resmi geldi ki bir ürkmedim değil. manuel de kullandığım oluyor. şu sıralar yanımda sadece dijital olduğundan özlemedim değil hani..
karanlık oda eğitimim okul tuvaletinde fotoğraf basmaya çalışmak ile son buldu. ancak bir gün kendi karanlık odam olursa, sürekli analog kullanacağım. zira ne kadar istediğin kadar çeksen de, banyoyu kendi yapmayınca istediğini elde edemiyorsun.
bundan tam bir yıl öncesinde, belki de hayatımdaki zor kararlardan birini vermek üzere idim:
“nereye gitmeli? 10 ay boyunca nerede rahat yaşarım? neresi benim beklentilerimi karşılar? neresi fotoğraflardaki gibi kokar?”
tüm bunları düşünürken öyle büyük laflar etmiştim ki, bir tanesi çok fena kıçıma girdi dostlarım:
“gidersem zaten temmuz sonuna kadar dönmem!”
nasıl yani? aklım almıyor! böylesine bir düşünceye nasıl bürünmüşüm acaba. çünkü dostlarım, çünkü sanıyoruz ki, her zaman bir başka hayat daha cazip bizlere. bir başka hayat, hep hayallerdeki gibi.. 21 yaşındayım ve son 8-9 ayımın, şu ana kadar yaşadıklarımdan çok daha fazla şeyler kattığını iddia edebilirim - ki kendime kanıtlamış bulunmaktayım.
* * *
gitmeden önceki manzaralar gözümün önünde:
“ya hala alışamadım ben ankara’ya.”
“off kendimi hala prag’da zannediyorum.”
“keşke hiç dönmeseydim. gidersen olabildiğince geç dön.”
korkmuştum. nasıl bir büyü beni bekliyordu demek ki.. derken, eylül ayından şubat ayına kadar, çok güzel tecrübeler yaşadım. çok güzel şehirlerde bulundum, sevgisi kıymetli bir adam ile. çok güzel insanlar tanıdım, bende unutulmayacak izler bırakan ve bir daha görüşmek üzere ayrıldığım insanlar.. sonrasında tekrar görüşebildiğim ve kaldığım yerden devam ettiğim insanlar. farklı kültüler tattım, yaşadım, hissettim ve dokundum.
sonra dayanamadım, özledim. çok özledim ve döndüm. karşılaştığım manzara mükemmeldi. odamın aynı şekilde kaldığını görmek, her gün o odaya unutulmayayım diye parfümümün sıkılması.. güzel dostların gözlerindeki özlendiğime dair o ifade. kocaman kucaklar, kocaman öpücükler..
dönmek istemedim bir an. baharı evimde, sevdiklerimle, sevgilimle yaşamak istedim. ama döndüm. yeni bir başlangıç vardı önümde. kış soğuğunu çekmişti ben döndüğümde. nehir buzundan kurtulmuş, güneş parlıyordu daha şubat sonlarında.. belli, daha çok sevdirmeye çalışıyordu kendini. sevdirdi.
bu sefer bambaşka hayaller vardı bu döneme ait. yavaş yavaş gerçekleşti. havalar ısındıkça şehir kendini gösterdi. yemyeşil, masmavi, huzur, huzur.. derken hiç beklemediğim bir anda bir teklif çıktı karşıma. “gel!” diyordu, “madem ben gelemiyorum oraya sen gel buraya!” koşarak gittim, çünkü bilgisayar ekranını parmak izi yapmak yerine gerçeğine dokunabilmek için bilmemkaçbin km uçarım, bilmemkaç saat yolda harcarım. çünkü yeşil erik yiyebilmek, gerçek çilekleri tadabilmek ve mayısı ankara’da koklamak için bunu yaparım. yaptım.
* * *
sorular geldi defalarca:
“ne zaman geldin? ne zaman döneceksin temelli? hiç dönmek istemiyorsun değil mi?”
hayır efendim. istiyorum. çünkü ben burada bambaşka bir hayat yaratmadım kendime. evet, tek başıma yaşıyorum ilk defa. uzakta. hayatında harç yatırmamış biri olarak gidip kira yatırıyorum. hiç banka kullanmamış biri olarak, bankadan para çekiyorum. küçük şeyler bunlar sizler için, benim için ise tecrübe. başka bir dilde kendimi ifade ediyorum, ne kadar derine inebilirim diye çabalıyorum. çocukluk hayallerime dokunuyorum. evet bunlar en güzel yönleri..
ama, benim halihazırda öyle bir hayatım varmış ki.. kıskanılası. öyle dostlarım, öyle bir sevgilim varmış ki.. partiler, içtiğin içki miktarı, otlar, haplar, seksler.. bunlar bizlerin yarattığı bir boşluk, yanılsama. istediğin kadar iç, arka bahçe’de bir sekans akşamı şarap içip film arasında çimlerde dans edemiyorsan.. serinlemek için seğmenler parkı’nda mola veremiyorsan.
yani diyorum ki, döndüğümde bürüneceğim ruh hali depresyondan çok, anı koleksiyonculuğu. buradaki anılarım pek kıymetli ama benim asıl hayatım da bir o kadar kıymetli - imiş. anladım. böylesine bir tecrübenin ardından vardığım sonuç, öyle mutlu ediyor ki beni..
döneyim artık ben. sıkıldığımdan ya da yorulduğumdan değil. kıymetini anladığım hayatımı çok özledim.
hepsi ondan.
30th May — 3 notes ❤bir hayalin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.
elimde pek güzel, komikli, şakalı, manzaralı anı ve sırtımda güneş yanıkları var.
olsun,
maribor cennet vatan.
27th May — 2 notes ❤
bazen yeryüzünde böyle insanlar vuku bulabiliyor. affola.
edit: ölümcül burun delikleri.
15th May — 3 notes ❤önce venedik üzerinden barcelona’ya geçeceğim. ardından portekiz’e uçup porto ve lisbon’a uğrayacağım. lisbon’dan madrid’e, sonrasında daha da güneye, malaga ve granada. bitiş yerim ise seville olacak.
ahh bak anlattıkça daha da heyecanlandım lan.
“ispanya günah geceleri” yaşamaya gidiyorum dostlarım.
çünkü bu mayıs, adeta hayallere dokunma ayıymış. sevgili ile gerçekleşen hayallerin ardından şimdi de yağmur kokan kadınla bir başka hayali gerçek kılmaya gidiyorum, hem de hiç tanımadığım insanlarla yolculuk ederek.
bu mayıs, “bir daha ne zaman görüşürüz acaba?” diye endişelendiğim ve “bir başka evrende görüşmek üzere!” diyerek ayrıldığım munis ines‘i görme ayıymış meğerse. seviniyorum.
bu mayıs her şey benim mutlu olmam içinmiş lan, adeta. görüyorum.
peki bu şarkı nereden çıktı?
ispanya diyorum.. barcelona’da, granada’da günah geceleri diyorum.. genciz, kanımız kaynıyor diyorum.. bilmem anlatabiliyor muyum?
94 listens