26 plays

bu şarkı ile ilgili çok büyük planlarım var.

"if you hold my hand things won’t be the same.
if you hold my hand things are about to change.

summer is gone.
spring is gone.
life goes on and on and I’m just bored to tears.
if I could find a little space to paint a smile upon my face and hide the years.

if winter comes and i’m around to see the snow upon the ground,
what can i do when i don’t have the will to fight the coldness of the summernights are the darkest blue”

27 July 2014 ♥ 1

Anonymous said:  bir instagram hesabı alsak senden?


yevrum şu yan tarafta yazıyor ya her şey. al bakalım.

http://instagram.com/yazkokulukiz

25 July 2014 ♥ 1
66 plays

"stand beside it, we can’t hide the way it makes us glow.
it’s no good unless it grows, feel this burning, love of mine.

i’d take care of you if you’d ask me to in a year or two..”

25 July 2014 ♥ 1
tanıştırayım: best memory keeper.

herkes bir yerlere gidiyor. yazlıklara, beş yıldızlı otellere, arkadaşlarıyla kamplara, güzelim avrupa şehirlerine..

ben ise kocaman bunaltıcı yazı, evde ders çalışarak geçirmeye çalışıyorum. ara ara dalıp, hayaller kuruyorum “uzaklara gitmelere” dair. sonra onları gerçek kılamayacağımı yüzüme ıslak terlik gibi vuruyorum memurlar.net’teki ilanlarda kaybolarak.

hep derim. bizim bir “deniz, kum, güneş” gibi bir tatil algımız olmadı hiç. biz dediğim, ailecek yani. bir memur çocuğu olarak ben yazları hep “memleketime” döndüm lan. ankara’ya gelmek benim için heyecan verici olan tatil planıydı. sonra ankara’ya yerleşince ne oldu bilmiyorum. tek başına tatile gitmeler başladı. yani bu güzel bir şey ama, ihtiyacını duyduğum bir şey değil. o yüzden sizin “ya bir tatile gitmem lazım artık. çok ihtiyacım var.” dediğiniz şeyi ben “ya artık ders çalışmadan evde miskinlik yapmaya ihtiyacım var” olarak dillendiriyorum. tuhaf işte.

bazen de neden böyle delicesine başka bir şehirde yaşamak için can attığımı merak ediyorum. neden yani? neden böylesine kaçmak istiyorum. iki yıl boyunca istanbul’da yaşamak için can attım. şimdi şu durduğum yerden bakınca hiç cazip gelmiyor. benden başka herkes istanbul’a yerleştiğine göre sanırım artık ankara’da kalabilirim. giden herkes kötü anlamda değiştiğine göre ben burada kalıp tüm saflığımı koruyabilirim. bilemiyorum. belki de durum sadece oradaki bütün kapılarım kapandığı için büyünün bozulmuş olmasıdır.

mesela bundan 2 yaz önce, cihangir’de az güneş alan serince bir ev vardı. sabahları martıların bağırışlarıyla uyanırdım. sehpanın üzeri bitmiş ice tea şişeleri, tablasından taşmış ve her yeri kirletmiş olan küllerle dolu olurdu. mürdüm koltuk yine paris’in tüylerinden görünmezdi. gitarlar bir taraf saçılmış, bitmiş sigara paketleri buruşturulup yere atılmış olurdu. yine de huzurlu uyanırdım. geceden kalma evi temizlemek kadar beni rahatlatan bir şey yoktu zaten. omletler yapardım, gündüz’le yerdik. feyyaz içerden the delfonics çalardı. aynı şarkıyı defalarca dinlerdim salondan. saat 6’ya geldiği zaman da gelirdi yeşil gözlü adam, dolanırdık sokaklarda. aslında ayrı kaldığımız o 5 ayın özlemini giderirdik. huzurlu zamanlardı. o şehirde yaşayabileceğimi fark ettiğim ilk zamanlardı.

sonra yeni bir ev daha edinmiştim. bu seferkinde martı sesleri duyulmuyordu, kedi de yoktu. hatta eşya bile yoktu en başta. sadece beyaz mobilyalardan ve mavili nevresimlerden oluşan bir yatak odası. bomboş salona oturup yediğim kreplerin tadı hala damağımda. o kendine has mobilya kokusu olan odada zibilyon kalorili abur cuburlar yerken izlediğimiz filmler, dinlediğimiz müzikler ve saatlerce ettiğimiz sohbetler.. işte tam olarak o an ve o duyguları özlüyorum.

bir cumartesi gecesi, saint benoit lisesi’nin üst katında bir salon dolusu çok fazla türkçe bilmeyen fransızın olduğu bir yerde sadece o’na sahip olduğum zamanları düşünüyorum. sanki yetiyormuş gibiydi. yetmiyormuş işte. yetmezmiş yani. zaten mevzu o değil. mevzu, her şey çok hızlı değişiyor ve bu koku çok güzel dediğim anlardan bir daha hiç olmayacak olması canımı sıkıyor. çünkü bizler değiştik. iki yaz önceki hislere bulanabilen bir ben yok, iki yıl önceki kadar umutlu olan bir abim yok, iki yıl önceki kadar düşünceli ve sevecen o adam yok. iki yılda, tüm o duyguları büyük bir trafik kazasında kaybetmiş gibiyiz.

"hayat oldu işte" diyoruz biz buna.

zaman böyle akıp giderken tek istediğim beni düşünseli olan bir odaya bıraksınlar ve terk etsinler. çünkü o güzel anları koruyacak birine ihtiyaç var ve bunu o kalbi kurumuş insanlar yapamaz. bu görev bana ait dostlarım. defalarca kalbim kırılmış olsa da, hayal kırıklığına uğratılmış olsam da bazı sabahlar o güzel sabahlara uyanmayı başarabilen bir tek ben varım. ve hala o sabahlardan gerçek sabahlara dönünceye kadar kocaman bir huzur hissedebiliyorum kulaklarımın kıvrımında. 

ve benden başka herkesin hayallerinin peşinden gidebildiğini gördükçe küçük bir sorgulama yaşıyorum içimde. neden? neden ben sadece kendimi düşünecek kadar cesur olamadım? baksana, güzel anıları korumak bile bana düşüyor. bilemiyorum. belki de doğru olan bu yaptığım. belki de sınırları aşmak değil cesaret gerektiren belki de benim yaptığım en büyük cesaret örneği. belki o sınırlar aşılmak için değil korunmak için. bilemiyorum. kafam biraz fazla karışık.

çünkü tüm bunları düşündüğüm o 5 dakika 38 saniyenin içindeydik ve şimdi bitti. şimdi, gidip biraz daha ıs-lm çizeceğim. biraz ingilizce ekonomi zırvalayan makaleler okuyacağım. ve işe girdiğim zaman istediğim her şeyi gerçek kılabileceğime inanacağım.

  • bu yazının buraya varacağını hiç düşünmemiştim. ben sadece gitmek istiyorum, bunu söylemek istiyordum. oy fak!
25 July 2014 ♥ 6

Anonymous said:  Favori bloglarını söyler mısın yaz kokulu kız takip edelim bizde.


ben genelde fotoğraf ve müzik bloglarını takip ediyorum. bunlardan bir kaç tane örnek vermem gerekirse.:

24 July 2014 ♥ 2

Anonymous said:  İnsan bazen yorulur ya yazkokulukız; hani bazen dinlenir de sonra bazen yine yorulur.. Kendini arar durur.. Ne bileyim işte, merhaba..!


insan bir dönem hep yorgundur. mühim değil. yeter ki, sonu güzel şeylere çıksın o yorgunluğun.

çıkmasa da mühim değil. sen elbet bir gün çıkacağına inan.

merhaba.

22 July 2014

cumayı cumartesiden daha çok sevmemizin sebebi barındırdırdığı haz vaadi sanırım.

mutluluk vaadi, mutluluğun kendisinden daha mutluluk verici.

sisyphus

20 July 2014 ♥ 2

israil, gazze’yi bombalamaya başladı. yüzlerce insan öldü ve yaralandı. yüzlercesi de ölecek ve yaralanacak. bizler de okuduğumuz ve izlediğimiz haberlerdeki rakamlarda boğulacağız.

ve insanlık ölecek.

sanki kendi ellerimizde hiç kan yokmuşçasına söylediğiniz sözlerdeki kibir ve fanatizm midemi bulandırıyor. oysa mevzu ne yahudilik ne müslümanlık ne de hitler’in bir zamanlar tamamlayamadığı “soykırım”. mevzu katil olan devletler. devletin en temel sıfatı bu bir kere. mevzu: hırs ve nefret.

ve sen her bir nefret söyleminle yeni bir savaşın daha temelini atarken, savaş karşıtı tavrın bana hiç samimi gelmiyor.

devletler dünyada nefes alabilmeyi imkansız hale getirirken, tek düşündüğüm o ölen masum insanların gidecek daha güzel dünyaları olma ihtimali.

evrendeki tüm lanetler elini kana bulayanlar üzerinde olsun.

18 July 2014 ♥ 5
theme by simplynorule